E-MAIL LİSTEMİZE ABONE OLUN
Kampanya ve indirimlerden önce siz haberdar olun
E-Mail Adresiniz
SIRADIŞI SIRADANIN KURAL DIŞI ROMANI KALDIRIM TAKINTISI

Ali Sefünç’ün ‘Kaldırım Takıntısı’ Romanı Üstüne Bir Okurun Düşünceleri

 

Öznellik/nesnellik tartışmaları yalnızca toplumsal bilimlerde değil, doğa bilimlerinde bile yapılırken, bugüne değin geçerli sayılabilir bir tanıma ulaşamamış, öznesi de, nesnesi de insan olan sanat konunda öznellik/nesnellik tartışmasına girmek anlamsızlık içinde debelenmek olsa gerektir. Gelgelelim, bu böyledir diye, günümüzden en çok 5000 yıl öncesine uzanan yazı dili ve 50,000 yıl önce başladığı varsayılan konuşma dili ile kıyaslandığında, arkeolojik bulgulara bakılırsa, 500,000 yıldır iç içe yaşadığımız, bir iletişim aracı/bir dil olan sanat olgusuna tepkisiz kalmak, evrensel bir tanım ve nesnellik/öznellik ölçütü yok diye yaklaşık 2500 yıllık edebiyat geleneğinden tutamaklar çıkartmaya çalışmamak ve o dayanaklarda görüş oluşturmamak da anlamlı olmasa gerektir.

Ayrıca kaldı ki, bir de bu satırları yazanın evrensellik iddiası taşıyan sanat tanımı ve nesnellik/öznellik ölçütü üstüne değerlendirmeleri de bulunmaktadır ancak sözü oradan başlatmak Ali Sefünç ve yapıtı yerine daha çok kendimi anlatmakla sonuçlanabilir. Dolayısıyla, amaca dönük sözlerime, sanat üstüne görüşlerinin tümüne katılmasam da çok önemsediğim Tolstoy’dan bir alıntıyla başlamak bir çıkış noktası olabilir: Tolstoy, “Sanat Nedir” başlıklı çalışmasında şiir ve düzyazıyı konu alarak, “…, İzleyici  (okur) yazarın duyumsadıklarından etkilenmişse, o sanattır … Bu etki ne denli güçlüyse o daha çok sanattır” demekte.

Tarihsel süreçte sanat ve sanatçıya ilişkin başlıca görüşler ve kişisel yaklaşımımın dayanağında Kaldırım Takıntısı’ yapıtına ve onun üstünden Ali Sefünç’e baktığımda çok özgün, çok sıra dışı, çok yaratıcı bir sanatçı ve hem içerik, hem dilin anlaşılırlığı ve akıcılığı açısından etki gücü çok yüksek bir sanat yapıtıyla karşılaştığımı öncelikle belirtmem gerek.

Ali Sefünç anılan yapıtında okura, ‘çağımız koşullarında yaşamın duyarsız kıyıcı dişlileri arasında öğütülmekten kimliksizleşerek sıradanlaşmış kitlelerde yüzeye yansıyan dış görünümün ardındaki insan nedir?; nasıldır?; evden çıktığımızda karşılaştığımızı bile fark etmediklerimiz gerçekten ilk bakışta oluşan yargıyı/yargısızlığı hak etmekte midirler?; ne denli sığ, ne denli derinliklidirler?; içinden geldikleri toplumsal katmanlar okunabilir olsa da kendi kesimleri içinde stereotipleşmiş sıradanlıkta gözükenler gerçekte ne ölçüde sıradandır?; yaşanan olayların ardındaki gerçekler nedir?; hangi kalıplar gerçek diye sorgulanmadan kabul edilmektedir?; ve insan bunlardan nasıl etkilenmektedir?’, sorularını kendine sormadığını anımsatmakta.

Bu sorular bir kez dillendirildikten sonra çok kişi onlara umursamaz kalmadığını ileri sürecek olsa da, samimi itiraf en azından öylesi soruların yanıtlarını aramayı çok da üstelemedikleri olmalıdır. Yoksa her şey çok daha değişik olurdu ve sanata ve sanatçıya gerek kalmazdı. Sonuçta sanatçı, insana; doğaya; nesnelere; olaylara; yaşamdaki her türlü olguya herkesten değişik bakabilen, yorumlarını da sıradan dili yeterli bulmadığı için sanat diliyle iletebilecek birikimlere ve doğal özelliklere sahip kişidir. Yaratıcılığı ve özgünlüğü de ne denli etkiliyse sanatı da o denli güçlüdür.  Ali Sefünç’ün özgünlüğü ve yaratıcılığındaki en önemli özellik ise somut ya da soyut her olguya olağanüstü gözlem yetisiyle çarpıcı biçimde kalıp dışı (unorthodox) bakabilmesidir.

Yazarın gözlem ve analiz gücü, sayısının az olduğunu düşündüğüm istisnalar dışında büyük çoğunluğun sorgulamadığı neredeyse mekanikleşmiş yaşamın tabanında yatanı, nasılı ve nedeni saptayıp irdelemekte, tekdüzeleşmiş bir algılamada ıskalananları, yalnızca insanlara değil birer canlıymışçasına ele aldığı nesnelere de ve bizim onlarla ilişkimize de vurgu yaparak bizi alışılmadık bir yaklaşımla karşılaştırmakta ve insanların ayırtında olmadan yaptıklarının bilinçaltı dürtülerini bize bir öykü örgüsünde aktarırken, geleneksel roman kuralları dışına çıkarak, olaylardan çok insana odaklı yeni bir roman türü sunmaktadır.


kaldırım takıntısı

‘Kaldırım Takıntısı’ Ali Sefünç’ün yaşama ve yaşamdaki/çevresindeki her şeye bir mercek tutmuşçasına ayrıntılı, derinlemesine ve kavramak ve çözümlemek üzere baktığını, baktığında dışa yansıyanın çok ötesini görebildiğini ve çok etkileyici saptamalarını da çok akıcı, çok çarpıcı bir dille aktarabildiğini bize sergilemekte. Anılan romanda bu öylesine baskındır ki, yazar bize öne çıkan roman karakterlerinin ne yaptığından çok, neyi neden ve hangi dürtülerle nasıl yaptığını anlatmaktadır büyük bir yetkinlikle. Bu yetkinliğin bir olmazsa olmazı doğanın armağanı üstün nitelikler ise, diğer olmazsa olmazı da bilimsel birikimdir. Nitekim her anlatımında çoklu değişkenli, çoklu bilimler arası yaklaşımı çok açıktır. Tarih, toplumbilim, ekonomi, siyaset bilimi birikimleri neyin nasıl algılanması/anlaşılmasına uyarıcı seçenekler sunarken, şaşırtıcı düzeyde psikanaliz yetisi de kişinin kendine ayna tutmasını sağlamaktadır. Psikanaliz başlı başına bir bilim değil, bir çözümleme yöntemidir ancak bilimsel tabandan ve kişisel yetkinlikten yoksun psikanaliz hiç de istenmeyecek sonuçlar doğurabilir. Ne var ki,  Ali Sefünç, birincil kahramanı Serhat’ı da, diğer ikincil-üçüncül kahramanları da öykülendirirken yapıtındaki sözcükler içine saklanarak bize o kahramanlarla ortak paydalarımızı hınzırca bildirmekte, okurken kendisini karşımızda görmediğimiz için yalnızlığımızda satırlarıyla baş başa olduğumuzu sanıp, kendimizle hesaplaşmamıza, için-için itiraflarda bulunmamıza yol açmaktadır.

Ali Sefünç’ün gözlem ve analiz gücünün bize yansıması ise kuşkusuz önemli nitelik ve birikimlerinin dile egemenliğini de sağlamış olmasındandır. Gözlem ve analiz gücünün yanında dile egemenlik bilincinin verdiği özgüvenle dille çok incelikli biçimde oynamakta, kendisi dahil her şeyle ince, ince dalga geçebilmekte, ancak işin ciddiyetinden hiç ödün vermediği için okuru kimi zaman keyifle, kimi zaman gerçeğe teslim olmanın acısıyla gülümsetirken bir yandan da düşündürmektedir.

Otoportre, otobiyografi benzeri özel amaçlı durumlar dışında sanatçının yaratısı olan yapıtlarla sanatçıyı birebir özdeşleştirmek, örtüştürmek ne denli yanlışsa, sanatçının yapıtına kendini özde aktarmamış olduğunu düşünmek de o denli yanlıştır, çünkü başka türlü o yapıt o sanatçının olmaz. Ali Sefünç’ün ‘Kaldırım Takıntısı’ yapıtında kahramanlar öylesine doğal, öylesine gerçektir ki, yazar çok gerçekçi kurguladığı kişilerin tümü birden olmayacağından bu yalın gerçekçiliğin açıklaması ancak çok yönlü, çok dolu-dolu süren bir yaşamda karşılaştığı ne varsa her şeyle çok duyarlı ve başarılı bir empati kurmuş olmasına bağlanabilir.

Yazı, tarihsel evrim sürecinde adım, adım birikimleri oluşturan sözel mitoloji ve halk öykülerinin uzak geçmişine dayansa da felsefe gibi eski Yunan’dan başlatılabilir. O günlerden bu yana adı yüceltilerek saygıyla anılan tüm yazarlar doğrudan ya da simgelerle insanı, insanın duygu ve düşünce evrenini anlatmışlardır ilgi çekici bir konu; başlangıcı, gelişmesi ve sonucu olan kurgulanmış olaylar dizisi ekseninde. Bireyin duygularının irdelenmesi Kafka, Beckett, Gogol örneklerinde doruğa çıkan bir düzeye ulaşsa da, Shakespeare’in Hamlet’i psikolojide bilimsel tartışmalara konu olsa da, bu bağlamda Cervantes, Gorki ve benzeri daha nice büyük yazar ve yapıtları anılsa da, tümünde yapıtın omurgasını öykü oluşturur, öykü kahramanları baskın olan öykünün taşıyıcılarıdır ve ilgiyi çeken de, sonuçta bellekte kalan da öyküdür.

Oysa, Ali Sefünç’ün kent arka planında “beyaz yakalı” küçük kentsoyluyu ele aldığı ‘Kaldırım Takıntısı’ yapıtının kahramanı Serhat öykünün taşıyıcısı değil, öyküyü ikincilliğe iten baskınlıkta öykünün kurucusu olarak karşımıza çıkmaktadır. Yazar, kalıp dışı (unorthodox) yaklaşım özelliğini geleneksel roman anlayışı dışına çıkarak da göstermektedir. Ne var ki, yapıtının roman olmadığı da söylenemez. Romanın nasıl olması gerektiğine ilişkin görüş belirten değişik kaynaklarda ileri sürülen görüşlere bakılacak olursa aranan hemen her özellik ‘Kaldırım Takıntısı’ romanında alışılmadık bir biçimde de olsa vardır. Diğer yanda, bu alışmadık olanda alışık olunanlar da yine değişik ve özgün biçimde vardır: Kökü üstünde olduğumuz topraklarda Samasotalı Lucian’dan (Samsatlı Lukianos – Yunanca yazmıştır) Eşref’e, Aziz Nesin’e uzanan bir gelenekte nice çok seçkin, çok saygın örnekleri sergilenmiş olan hiciv, Sefünç’de hiciv amaçlanmadan ancak ayrıcalıklı zekânın üretmesinin de kaçınılmazlığında büyük bir incelikle ve en doğal nitelikleriyle karşımıza çıkmaktadır.

Yazarın, yapıtında birçok kez verdiği güçlü ipuçlarından anlaşılan odur ki, kapitalist düzende kişi varlığını sürdürmek için artık doğayla, kendini gerçekleştirme çabasıyla uğraşacak durumda değildir, yaşamda önem sıralaması çoktan değişmiştir. Kişinin kendini yeniden üretebilme çabasında, kendini parçası saydığı toplumsal kesimin değerlerini gözeterek saygın ya da en azından kabul edilebilir bir konumda varlığını sürdürebilmesi için yaşamsal önemdeki tek ölçüt ‘para’ olmuştur. Elde etmesi de, elde tutması da çok zor olan bu nesne yaşamın neredeyse tek eksenini oluşturunca yaşam da tekdüzeleşmiş, her türlü anlamdan sıyrılmış, kişi topluma da kendine de yabancılaşmıştır. Ancak, tüm aykırılıklarına karşın geleneksel roman çerçevesi içinde kalan yazarların en önemli ortak paydası olan, okura için-için kendi vardığı sonuçları benimsetmek; ona bir çözüm ve yön göstermek; okura iyiyi-doğruyu anlatmak; okuru kendi anlayışına çekmek çabasına Ali Sefünç hiç kalkışmamakta, yalnızca, “bir de böyle bakın”, diyerek okuru kendi değerlendirmesiyle baş başa bırakmaktadır.

Bir roman kurgusu kaygısı taşımadan, romana ilişkin kuralları -romana saygısızlıktan değil, kalıplara sığamadığından- umursamadan çok kolay okunur, akıcı bir dille insana odaklanıp, başkalarının değer yargılarıyla yaşayan, bir makine parçasına dönmüş bir örnek üstünden sıradanı sıra dışına çekerek insanı irdelerken bize ıskaladıklarımızı gösteren Ali Sefünç, ‘Kaldırım Takıntısı’ yapıtında belki de kendimizle yeniden tanışmamıza neden olacak düzeyde çevremizdeki insanları, yaşam gerçeklerini görmemizi sağlamakta.

Haluk Naci Gülalp
Ocak 2017
gulalphn@gmail.com

Oluşturulma Tarihi : 06.02.2017
Bu yazıyı paylaş:
Çok Okunanlar
ŞİMDİKİ ZAMANIN İÇİNDE
ŞİMDİKİ ZAMANIN İÇİNDE
12.00 TL
8.40 TL
ASLANLARI UYANDIRMAK
ASLANLARI UYANDIRMAK
25.00 TL
17.50 TL
BOZUK PUSULA
BOZUK PUSULA
19.00 TL
13.30 TL
ADAM’IN DİRİLİŞİ
ADAM’IN DİRİLİŞİ
26.00 TL
18.20 TL
KOMPLİKASYONLAR
KOMPLİKASYONLAR
30.00 TL
21.00 TL
2050
2050
14.90 TL
10.43 TL
BİR VARMIŞ ÖTESİ YOKMUŞ
BİR VARMIŞ ÖTESİ YOKMUŞ
20.00 TL
14.00 TL
TEK DOKTOR
TEK DOKTOR
34.00 TL
23.80 TL
Benzer İçerikler