E-MAIL LİSTEMİZE ABONE OLUN
Kampanya ve indirimlerden önce siz haberdar olun
E-Mail Adresiniz
YABANCILAŞMANIN KALBİNDE BİR YAKINLAŞMA
ayelet gundar goshen




Ayelet Gundar-Goshen ve Aslanları Uyandırmak

Röp: YAKUP BAROKAS


Ayelet Gundar-Goshen İsrailli genç bir yazar. ‘One Night, Markovitch’ adlı birinci romanından sonra Koton Kitap tarafından Türkçe çevirisi yayımlanan ‘Aslanları Uyandırmak’ adlı kitabı, yabancılaşmanın kalbinde bir yakınlaşmanın ve zıtlar arasındaki erotik çekimin hikâyesi. Genç yazar ile sığınmacılar, ayırımcılık ve ötekileştirme konularında söyleştik. Genelde “Diğer insanların acılarına karşı ne denli sorumluyuz?” sorunsalına yanıt aradık.

Aslanları Uyandırmak adlı romanınızda zengin Yahudi bir doktorun, Eritreli bir göçmene aracı ile çarptıktan sonra kaza yerinden kaçmasını konu ediniyorsunuz. Bu fikir nereden aklınıza geldi?

Kitap kahramanım ile karşılaştığımda 20 yaşındaydım. Hindistan’daydı. Pansiyonda kalıyorduk, aramızdan birinin hiç uyumadığının farkına varmamız zaman aldı. Sabah veya geç saatte uyanmamız fark etmiyordu. Onu hep koridorda dolanırken görüyorduk. Bu durum hem merakımızı uyandırıyor, hem de endişelendiriyordu. Sonuçta ona yöneldim ve ne olduğunu sordum. Bir hafta kadar önce motosikletini sürerken Hintli bir gence çarptığını söyledi. Gence ne olduğunu bilmiyordu, çünkü çarptıktan sonra olay yerinden kaçmıştı. Sapsarı lüleli saçları, elinde gitarı ile askerlik görevini yeni tamamlamış kibbutzlu, çok cana yakın bir gençti. Kendime şu soruyu yönelttim: “İsrailli bir gence çarpmış olsaydı, kaçmayı seçmek yerine durup yardımcı olmaya çalışmaz mıydı?” Bu öykü peşimi bırakmadı, onu yazmalıydım.

Kitap ayırımcılığa, ötekine karşı beslenen duygulardan yola çıkıyor. Örneğin doktor, kafatası yarılmış adama karşı hiçbir şey hissetmiyor. İnsanlar yabancılara karşı bu denli duyarsız olabilmekte midir?

Sanıyorum ki, bize benzeyenlerin acılarına oranla yabancıların acılarına karşı daha kayıtsız kalabiliyoruz. Kişi bize ne denli benzemekte ise onunla o denli özdeşleşiyoruz, “Bu olay benim de başıma gelebilirdi” şeklinde düşünüyoruz. Her ülkenin basınında, o ülkede yer alan trajediler, uzak konumdaki ülkelerde gerçekleşen felaketlere oranla daha fazla yer alır. Kitapta Eritreliye çarpan doktor, Eritrelinin durumundan ziyade kendi sorunu ile ilgilenir: “Acaba hapishaneye girer miyim?”, “Aileme ne olur?” Bunun da insana özgü bir davranış olduğuna inanıyorum.


ayelet gundar goshen aslanları uyandırmak


Yabancı nefretini sert bir şekilde acımasızca eleştiriyorsunuz. Örneğin doktorun bir sınıf arkadaşı, Yaşam Yürüyüşü sırasında direnç gösteremeyen Yahudileri bir avuç homo olarak nitelendiriyor. Bu şekilde düşünebilen Yahudiler var mı?

İsrail Devleti’nin ilk yıllarında Holokost Kurtulanlarına eleştirel gözle bakıldığını görüyoruz. Yeni, erkeksi ve güçlü İsrailli Yahudi’nin, ezik ve güçsüz Diaspora Yahudi’sine eleştirel bir yaklaşımı vardı. “Nasıl olur da sürüdeki koyun misali ölüme gidilir?”, “Nasıl mücadele verilmez?” Okul çağındaki küçük çocuklar hep özdeşleşecekleri Batman, Süperman gibi kahraman bir karakter arayışı içindedirler. Güçsüz Yahudi imajını idrak etmeleri zordur.

Aslanları Uyandırmak kitabınızda suçluluk, pişmanlık ve yerinden yurdundan olmuş kişiler konusunda çağdaş bir ahlak öyküsü mü yaratmaya çalıştınız?

Tabii ki… Ezilen Eritrelinin karısının, doktora şantaj yaptığı, onu her yönü ile ele geçirdiği gerilimli bir roman yazmak istedim. Diğer yandan suçluluk duygusunu ele alırken, ötekine karşı sorumluluğumuzu da irdelemek istedim.

Hindistan’da rastladığım genç, toplumun düzeyli bir bireyiydi, psikopat filan değildi. Nitekim kazadan sonra işkence derecesinde vicdan azabı çekiyordu. “Gece karanlığında arabanla yol alırken sen farklı mı davranırdın?” Birbirinin benzeri 1000 kişiden birine, örneğin süper markette temizlik işçisi olarak çalışan bir siyahiye yanlışlıkla çarpmış olsan ve bunu kimse bilmese, büyük olasılıkla sen de yaralıyı bırakıp çekip giderdin. Belki bu yükü hayat boyu taşır, kendini kötü hisseder, belki psikologdan yardım ister, belki de bu acını sanata dönüştürürdün. Belki de bu olay eşinle samimi sohbetlerinin ilginç bir konusunu oluştururdu. Fakat her şeye rağmen hayatına ve yoluna devam ederdin.


Eritreli sığınmacıların ayrıcalıklı ve nüfuzlu İsrailliler tarafından görünmez oldukları ile ilgili bir izlenim var romanda. Etiyopyalı göçmenlere karşı sözde insancıl bir yaklaşımda bulunan sol kesim insanının dahi Etiyopyalı komşu istemediği olgusu İsrail’de halen geçerli mi? Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gerçekten de Eritreli sığınmacılar görünmez durumdalar. Bu sadece İsrail’e özgü değil. “Aslanları Uyandırmak” kitabımı tamamladıktan sonra iş icabı Kopenhag’a gitmiştim. Kitabımın ön baskısı yanımdaydı ve ansızın kahramanların kıta değiştirdikleri izlenimine kapıldım. Kopenhag’da da onlar gibi siyahiler vardı ve onlar da daha fazla görünür değillerdi. Orada da bir kafede iki beyaz kişinin masalarını toplayan ve boş bardaklarını alan siyahi kominin aynı yabancı gözle izlendiğini fark ettim. Ona, “Ne kadar zavallı, yazık” diyesim geldi. Ama belki de “zavallı” değildi. Belki de az önce kız arkadaşı ile lokantanın tuvaletinde cinsel ilişkide bulunmuştu. Belki masalardaki konuşmaları dinliyordu. Belki de mekânı ateşe verip sigortanın ödemede bulunması için işvereninden para almıştı. Fakat bunu bilmiyoruz, çünkü onlara bakmak zahmetine bile girmiyoruz.

İsrail’de kamusal alanlarda ötekine karşı zaman zaman ayırımcılık yapılabiliyor… Bu ayrımcılık sadece Eritreli sığınmacılara karşı değil, Etiyopyalılara, İsrail vatandaşı Etiyopyalılara, hatta İsrail’de doğmuş Etiyopyalılara, sokakta beyaz çoğunluktan farklı görünenlere karşı mevcut olabiliyor. Bu durumun insanlık tarihinin ironik gerçeklerinden biri olduğunu düşünüyorum. Tarih boyunca, tüm dünyada farklı olduklarından ayrımcılığa uğrayan Yahudilerin, şimdi kendi ülkelerinde farklı olanlara karşı daha duyarlı olmaları beklenir.



ayelet gundar goshen asanları uyandırmak



İsrail’de mülteci sorunlarının boyutu nedir?

Temmuz ayı istatistiklerine göre İsrail’de yerleşim izni başvurusunda bulunan 41.477 Eritre ve Sudanlı yaşamaktadır. Açlık, fukaralık, iç savaşlar, katliamlar nedeniyle bu kişiler doğdukları evlerini ve vatanlarını terk ederek kurtuluşu İsrail’e sığınmakta buldular. Sığınmacılardan 5.000 - 7.000 kadarı Sina’da yakalanınca Mısırlı askerler tarafından işkencelere tabi tutuldular ve kamplardan kaçmayı başararak İsrail’e ulaştılar. Bu kişiler çok zor şartlarda ve her türlü insan hakları ihlaline karşın yaşamlarını sürdürmeye çalışmaktalar. İsrail ise bu göçmenleri potansiyel ‘casus’ olarak görmekte ve onlara karşı açık bir yol izlemekten, sığınmacı olarak statülerini ve haklarını belirlemekten kaçınmaktadır. Onlarla doğrudan ilgilenecek resmi bir makam da bulunmamaktadır.

Eritreli mülteciler İsrail’in farklı kentlerinde pek çok sağlık hizmetinden ve sosyal haklar ile çalışma izninden yoksun olarak yaşıyorlar. 2015 yılı verilerine göre sığınma hakkı talebinde bulunan 3.360 mülteci zor şartlarda sığınaklarda yaşamlarını sürdürmekte ve ülkeyi terk etmeleri için kendilerine baskı yapılmaktadır.


Tarihte hep yaşanmış olan mülteci sorunu çok daha geniş boyutlarda Suriyeli sığınmacılar nedeni ile Türkiye’de yaşanıyor. Türkiye’de üç milyon mülteci var ve Avrupa buna karşı duyarsız. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sorun bizim diğer insanların acılarına karşı ahlaki sorumluluğumuzun ne olduğudur. Sorun diğerlerine yardımcı olmak adına kendi konforumuzdan, lüksümüzden ve maddi olanaklarımızdan ne derece fedakârlıkta bulunabileceğimizdir. Tabii ki İsrail’in Eritreli göçmenlerin tümüne kucak açması beklenemez ancak bu kadar da küçük bir yüzdeyi kabul etmesi oldukça yetersiz. Türkiye sığınmacılar açısından, insani değerlerle halkının ekonomik çıkarları arasında bir denge sağlamaya çalışıyor. Türkiye’nin bu alanda insani değerleri en üst düzeyde tutması örnek bir davranıştır.

İsrail Hükümetinin sığınmacılarla ilgili tutumunda ne tür değişiklikler görmeyi arzu ederdiniz? Genelde dünyada mülteci sorununa karşı nasıl bir değişiklik görmek isterdiniz?

İlkin bize ulaşanların daha geniş bir kesimine sığınmacı statüsü vermekle işe başlanabilir. Örneğin Avrupa’da başvuruda bulunan Eritreli göçmenlerin yüzde 84’ne sığınmacı statüsü tanınırken bu oran İsrail’de çok düşük. Eritreliler Sina çölünü geçerek vaat edilen topraklara ulaşmaya çalışıyorlar. Ben, her gelenin otomatik olarak kabul edilmesi gerektiğini ileri sürmüyorum. Ancak mevcut durum iyileştirilmeli…


aslanları uyandırmak ayelet gundar goshen


Çocuklarınızı yetiştirmek için dünyada ayırımcılığın, yabancı nefretinin daha az olduğu bir yer biliyor musunuz?

İnsanların yaşadıkları her yerde ayırımcılık ve adaletsizlik olacaktır. İnsanların bulunduğu her yerde iyilik ve merhamet de olacaktır. İnsanoğlunda her iki özellik mevcuttur ve bu iki özellik kişisel ve toplum olarak içimizde her zaman çelişki halindedir. Bu iki özellik arasında karara varmak insani bir mücadeledir.


Bir psikolog olarak genelde yabancı düşmanlarına ve özelde ayırımcılığa bu kadar maruz kalan Yahudilerin ötekine karşı duyduğu bu hisler hakkındaki mesleki teşhisiniz ne olurdu?

Çok uzun yıllar tarihin kurbanı olduk. Şimdi güçlü konumda olunca gerçekleşen değişimin daha fazla farkında olmamız gerekir diye düşünüyorum.


Psikolog olarak yüksek lisansınız var, aynı zamanda sinema eğitimi aldınız ve pek çok senaryo yazdınız. “Aslanları Uyandırmak” kitabının sinemaya aktarılmasını arzu eder miydiniz?

Sinema sanatını çok seviyorum, günün birinde “Aslanları Uyandırmak” kitabının beyaz perdeye uyarlandığını görmeyi çok isterim. Bir yandan da yarattığım romanın kişilerine çok bağlıyım. Sinemada bu karakterlerin belleğimde yer edenden farklı oyuncular tarafından canlandırılmalarını benimsemeyebilirim.

Ayelet Gundar-Goshen

1982 yılında İsrail’de doğdu ve Tel-Aviv Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji alanında yüksek lisans yaptı. Daha sonra Kudüs’te Sam Spiegel Film Okulu’nda film ve senaryo yazarlığı eğitimi aldı. Senaryolar yazdı ve İsrail ve başka ülkelerde film festivallerine katılan kısa filmler çekti. Ayrıca bazı TV dizileri yazdı.

Gundar-Goshen, 2010 yılında Barselona’da düzenlenen IEMed Kısa Film Yarışması’nda ikinci oldu, yine aynı yıl Gootlieb Senaryo Ödülünü, 2012 yılında kısa film ‘Batman at the Checkpoint’la Berlin Today Ödülü’nü kazandı. ‘One Night, Markovitch’ adlı romanıyla Sapir En İyi İlk Roman Ödülü’nü aldı.

 

 

ŞALOM DERGİSİ - EKİM 2016

Oluşturulma Tarihi : 18.10.2016
Bu yazıyı paylaş:
Çok Okunanlar
ŞİMDİKİ ZAMANIN İÇİNDE
ŞİMDİKİ ZAMANIN İÇİNDE
12.00 TL
7.20 TL
ASLANLARI UYANDIRMAK
ASLANLARI UYANDIRMAK
25.00 TL
15.00 TL
BOZUK PUSULA
BOZUK PUSULA
19.00 TL
11.40 TL
ADAM’IN DİRİLİŞİ
ADAM’IN DİRİLİŞİ
26.00 TL
15.60 TL
KOMPLİKASYONLAR
KOMPLİKASYONLAR
30.00 TL
18.00 TL
BİR VARMIŞ ÖTESİ YOKMUŞ
BİR VARMIŞ ÖTESİ YOKMUŞ
20.00 TL
12.00 TL
2050
2050
14.90 TL
8.94 TL
KALEM VE KÂĞIT
KALEM VE KÂĞIT
25.00 TL
15.00 TL
Benzer İçerikler